10 Eylül 2010 04:50:17
Ilımlı İslam nedir, niçin kullanılıyor - Rüya tabirleri - Sağlık Yaşam Portalı hastalıklar Health & Fitness
Dolmabahçe Sarayı´na sanal gezi

Mustafa Kemal Paşa´nın kader anı

Ilımlı İslam nedir, niçin kullanılıyor

Deniz Baykal, Obama´nın seçilmesinin, "ılımlı islam" yolunda gelişmelere kapı aralayacağı uyarısında bulunmuş.

Deniz Baykal, Obama'nın seçilmesinin, "ılımlı islam" yolunda gelişmelere kapı aralayacağı uyarısında bulunmuş. Türk siyasal hayatında görülebilecek en zavallı argümanlardan biridir "ılımlı İslam" herhalde. Deyimin tam anlamıyla "sapın samanın birbirine karıştığı" bir tartışma. Türkiye'de herkesin duyduğu, kullandığı ama kimsenin ne olduğunu tam olarak bilmediği, herkesin meşrebine, keyfine, öfkesine, garezine göre birilerine giydirdiği bir deli gömleği oldu çıktı.
 
Son haftalarda "komple araştırmacı hızlılarının" üfürdüğü "New Yorklu aydınlar kimi destekliyor?" ile beraber, doğrusu tam Karl Rove'a yakışacak ustalıkta manivelalar da yok değil bu sahada. "bariz ofsaytı" görmek için görüntüyü bir parça geri almamız, ağır çekimde yeniden seyretmemiz gerekecek.
 
"Ilımlı İslam", Batıda sıklıkla kullanılan "moderate islam" ya da "moderate Muslim" gibi ifadelerin Türkçe çevirisi aslında. Bu kelimeleri kullanan Batılı akademisyenlerin çoğu, siyasal mülahazanın dışında tamamen kültürel anlamda ve olumlu şekilde kullanıyor bu ifadeyi. Genel olarak iyi niyetli çevrelerde bir sosyolojik tespit görevi görüyor.
 
11 Eylül sonrasının psikolojik travmasında daha çok anılır oldu. 11 Eylül 2001 günü yazdan kalma o salı sabahı, Manhattan 14'ncü sokaktan, binaların yıkılışını şaşkınlık ve şok içinde seyrederken, bir yandan da, sabahları, ikiz gökdelenden kuzey kulenin 80’nci katında yukarısına kahvaltı servisi yapan ev arkadaşımın acısıyla kalbim sıkışıyordu. Terör, her zamanki gibi Müslüman Hıristiyan Yahudi ayrımı yapmıyordu. Ancak, ertesi 15 gün boyunca New York ve Amerika tam bir şok yaşadı. Hele, televizyonların ama yalan ama gerçek, Filistin'de çekilmiş sözde bir grup Müslüman’ın sokaklarda 11 Eylül saldırılarını kutladığı yolundaki görüntüleri, ABD'deki Müslümanların hayatını fena halde zorlaştıracak sosyal bir zemin hazırladı. Ayrımsız tüm Müslümanları terörist gören fanatizm için oldukça mümbit bir iklim doğmuştu. Dünyanın en kozmopolit şehri New York'ta bile, başörtülüler saldırılara uğruyor, Müslüman olduğu bilinen işyerleri ve kişilere, camilere fiili saldırıların ardı arkası kesilmiyordu. Ülkenin, en liberal şehri böyleyken geri kalanını siz düşünün. Her zaman vicdanın ve hukukun sözcülüğünü yapan, bir avuç Amerikalı gazeteci ve akademisyen cesaretle bu psikolojik dalgaya karşı koydular. Tarih önünde "bu kral insanların" destanlarının kayda geçirilmesi, genç kuşaklara anlatılması gerektiğine inandım hep.
 
 "Modarate Muslim" tabiri işte en büyük şöhretine o günlerde o insanlar sayesinde kavuştu. Amerikalılara, "Müslümanların da teröre karşı olduğunu", "Müslümanların da çoğunluğunun bir arada yaşama düşüncesine, demokrasiye inandığını" anlatmak için başvurdukları linguistik araçlarından biriydi. Yani bu insanların dilinde, Türkiye'ye özel üretilmiş, kullanılmış bir ifade değildi. Hiçbir zaman da olmadı.
 
Ilımlı ol gel bana, projeler açayım sana
 
Peki bu terimi hiç "Ilımlı İslam Projesi" olarak kullanan ve Türkiye ile irtibatlandıran var mı? Yani bunu, İslam dünyasında "desteklenmesi gereken bir siyasi proje" olarak gören Amerikalı politikacı ya da düşünce kuruluşları var mı?
 
 Var. Bir kısım ulusalcıların son yıllarda "işte fikirde zikirde" hiç ayrı düşmedikleri Amerika'lı sevgili dostları Neoconlar. Neocon ideoloji veya namı diğer "New Yorklu aydınlar" Ilımlı İslam'ı bir proje olarak takdim eden tek siyasal hareket oldu. Hiçbir zaman karar mercilerinde topyekün bir kabul gördüğüne dair alamet bulunmayan bu fantastik projenin formülü ise Neocon hareketin en bağnaz kalemşörlerinden Daniel Pipes'a ait. Pipes'ın, "Radikal islam tehdittir, ılımlı islam çözümdür" şeklindeki vecizesi, "ılımlı islam projesinin" besmelesidir.
 
Pipes, "ılımlı islam" terimini ilk kez 1995 yılında, Nixon Center'ın çıkardığı "National Interest" dergisinin sonbahar sayısında yayınlanan, "Fundemantalist İslam ile başedecek ılımlılar yok mu?" başlıklı yazısında kullanıyor. 1990'ların ortasının ABD'de "fundemantalist İslami hareketler" konusunun ilk defa hararetli tartışıldığı yıllar olduğunu hatırlatayım önce. 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerine bombalı saldırı sonrası Clinton yönetimi, o yıllarda Manhattan'ın "Upper East Side" ya da "Upper West Side" semtlerinden Virginia'nın kuzeyindeki lüks banliyölere taşınmaya başlayan ve bu göçle federal yönetim içinde de palazlanma yolunda ilerleyen neocon çevrelerin büyük baskısı altındaydı. "İslami terörizm" tabirini kullanmamakta direnen Clinton yönetiminin, "ABD'nin işi terörizmle savaşmak İslami eğilimlerle değil" yaklaşımında ısrar etmesi, bu çevreleri oldukça rahatsız ediyordu.
 
İşte bu ortamda, "Ilımlı Müslümanlar" diye yazan Pipes, "Oldukça küçük bir hareket. Bu cesur hareket ABD tarafından, finanse edilmeli, yerleşmesine öncelik verilmeli, teşvik edilmeli, güçlendirilmeli" diye kaydediyordu.
Peki Pipes ve yoldaşlarının, yani Soner Yalçın'ın yumuşak bir montaj hareketiyle Türkiye'de kiminle müttefik olduklarını göz göre göre çarpıttığı 'New Yorklu aydınlar'ın bu "ılımlı İslam" projesinde bel bağladıkları Müslüman subjeler kimdi? Burası zurnanın zırt dediği yer işte.  Ilımlı İslam projesinin pişiricileri, savunucuları olan, Büyük Ortadoğu Projesi denen saçmalığın bayraktarları Daniel Pipes, Michael Rubin, Youssef İbrahim, Norman Podhoretz, Richard Perle, Washington Times, Weekly Standart ve benzeri Neocon yazar ve yayınlar, bir Müslümanı, o müslüman nasıl olursa takdir edip "ılımlı" sınıfına terfi ettiriyor? Kıstasları ne? Cevabın sinyalini aslında Pipes, 1995 yılındaki yazısında veriyor. Ortaya yeni yeni çıkan ılımlı müslümanlara örnek gösterirken, "Taslima Nasrin ve Salman Rushdie gibi fundemantalist olmayan Müslümanlar, cephenin ön safında, hatta Yahudilerin ve Hristiyanların da ilerisinde mücadele ediyor" diye yazıyordu.
 
Evet, Rüşdi ve Nasrin, Pipes'ın gözünde "ılımlı islam projesi" çerçevesinde desteklenmesini istediği ılımlı Müslümanlara örnek olarak andığı isimler. Yani bu fantastik projenin sözcüsünün beyninde, Ilımlı İslam, İslam'ın bir din olarak sosyal hayattan tamamen yok edilmesi gerektiğine inanan "Müslümanlar"dan oluşuyor.
 
 'Türkiye'de ılımlı islam Cumhuriyet mitinglerinde ortaya çıktı'
 
Bush-Cheney iktidarı ile beraber New York Times'a rakip olarak kurulan, ancak Bush ve Cheney'nin güçten düşmesiyle gözden düşmeye başlayan, geçtiğimiz ay kağıt baskı yayınına son vermek zorunda kalan, "New Yorklu aydınların" gazetesi New York Sun'ın 8 Mayıs 2007 günkü sayısında Pipes, Türkiye'deki "Ilımlı İslam" konusunu daha da açarak bizi aydınlatıyordu.
 
 Yazının yazılış sebebi, Türkiye'de Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği "Cumhuriyet Mitingi'dir. Pipes, "Fundemantalist İslam tehdittir, ılımlı islam çözümdür" projesine kızan bir okuyucunun, "Ilımlı İslam bir mittir. Yok, böyle bir şey. Kendinizi kandırıyorsunuz. Çünkü İslam ılımlı bir din değil."
 şeklindeki yorumunu hatırlattığı yazısının girişinde, "Hani mittti, işte görün Ilımlı İslam Türkiye'de ortaya çıktı" diye yazıyordu sevinçle. "Türkiye'de 1 milyondan fazla ılımlı Müslüman 5 şehirde, AKP'nin devletin üç büyük koltuğunu işgal etmesine engel olmak için meydanlara döküldü. İlk mitingin yapıldığı Ankara'da 300 bin laik (namı diğer ılımlı Müslüman - DP), ellerinde Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün posterleri, Türkiye laiktir laik kalacak sloganları atarak yürüdü." diye ekliyordu coşkuyla.
 
Tekrar belirteyim ki yukarıdaki cümlede, laik kelimesinden sonra açılan parantez bana ait değil, Pipes bu şekilde ayrıca vurgulama ihtiyacı hissediyor. "Ben dedim oldu" ezbercisi ulusalcı kalem erbabının hoşuna gitmeyecek ama "Ilımlı İslam Projesinin" isim babasının gözünde, ılımlı İslam ne AKP, ne Fethullah Gülen, ne Nakşibendiler, hatta ne de Yaşar Nuri Öztürk tarafından temsil ediliyor.
 
Cumhuriyet mitinglerini organize edenler ve o mitinge katılanlar ılımlı İslam olarak görülüyor. Bu projenin isim babasını da, yoldaşlarını da tıpkı Türkiye'deki bazı fanatik benzerleri gibi hayatta en fazla rahatsız eden düşünce, bir dindarın da, bir başörtülünün de demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına yürekten inanabileceği. Çünkü, sorunun, konjonktürden değil bizatihi İslam’ın kendisinden kaynaklandığına bağnazca inanıyorlar. Haliyle nazarlarında "Ilımlı İslam", İslam’ı reddeden dünya görüşü, ılımlı Müslüman da, İslam ile ilgili her görüntüyü, her düşünceyi ve ameli toplumdan gerekiyorsa zor yöntemiyle silmek gerektiğine inanan kişi. Ilımlı Müslüman’dan beklenen de İslam'a değil neocon ajandaya ılımlı bakması her halde...
 
Mitinglerden coşan Pipes, "onca ılımlı müslüman bile tehlikenin farkındayken", Türkiye'de demokrasiye vurgu yapan Batılı sözcüleri ve aydınları, "işgüzar gayrimüslimler" olarak nitelendiriyor. Yazısının altına düştüğü nottan, İzmir'deki Cumhuriyet mitingi sırasında Türkiye'de olduğunu öğreniyoruz. Aynı hafta içinde yayınlanan(15 Mayıs 2007 The New York Sun) diğer Türkiye yazısında ise, "AKP İslamistlerinin, alkollü içki satışını sınırladıkları, gizli ajandası olduğu vb" iddialara yer vererek, askeri müdahaleye karşı çıkan Batılıları eleştiriyor. Dışişleri Bakanı Rice'a AKP'nin Türk Amerikan ilişkilerinde tansiyonu yükselten taraf olduğunu hatırlattığı yazısını "Gerçi Türkiye'de Anti Amerikancılığın bu kadar yüksek olduğu bir dönemde Rice'ın AKP'ye verdiği destek onlara oy kaybettirir. Bu bakış bir yana, Washington, AKP'ye arka çıkmayı bırakmalı, doğal müttefiklerinin laiklerin yanında yer almalı" şeklinde noktalıyor.
 
24 Ocak 2003 günü New York Post gazetesinde yayınlanan yazısında ise, "Bütün İslamist teröristler Müslüman" incisini döktürüyordu. Bu zeka kumkuması tespitten hareketle, ABD'de yaşayan Müslümanların, umumun selameti ve güvenliği için, İkinci Dünya Savaşında Japonların tıkıldığı gibi konsantrasyon kamplarına tıkılması gerektiğini bile savunabildi. Fehmi Koru, boşuna bu takıma "neoçılgınlar" deyip durmuyor.      
 
erNeocon mutfakta pişer, bizim sofraya düşer
 
New York Sun'ın ve Neoconların bir başka önden giden atlısı Youssef İbrahim ise, 4 Mayıs 2007 tarihli NY Sun'da, "Türkiye'de neden bir darbeye ihtiyaç var?" başlıklı yazısında, Erdoğan Hükümetinin Türkiye'yi hızla "Araplaştırdığı ve İslamlaştırdığını" iddia ederken, bunun ispatı olarak da Körfez'deki Arap ülkelerinden Türkiye'ye milyarlarca dolarlık sermaye girmeye başladığına dikkat çekiyordu. "Avrupa için laik Türkiye'yi kaybetmenin telafisi yok. Türkiye'ye eğilmek Irak'ta zafer kazanmaktan bile daha önemli. Eğer İslamist barbarlar Türkiye'de kazanırsa, sonraki durakları ABD olacak." diye yazan neocon yazar, "Dolayısıyla kabul etmesi ne kadar zor olsa da askeri darbe tek yoldur. Her ne kadar önümüzde seçimler varsa da(22 Temmuz seçimini kastediyor-CD)
 
İslamistlerin yine çoğunluğu alacağı açık. Müslüman fundemantalistler demokrasiyi ele geçirdiyse, radikal çözümler belki de tek seçimdir" şeklinde çözüm önerisini sunuyordu. Sadece darbe çağrısı değil, bu çağrısını, Türk devletine yerine Amerikan yetkililere ve Amerikan kamuoyuna hitaben yapması bile, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk Milletine büyük hakaretti. Özellikle 1 Mart tezkeresinden sonra, Neoconlarca yüksek sesle dillendirilen, "İslam dünyasında tam demokrasi ABD'nin çıkarlarına aykırı" türküsüne bir nakaratı da böylece Youssef ekliyordu.
 
Bütün bu "erneocon curcuna" sizin de kafanızı karıştırmış olabilir. Son 5 yılda benzer şeyleri okuduk durduk. Neoconların iki sancak gemisi, BOP denen saçmalığın, Irak Savaşının, İran’la savaşın bayraktarları New York'ta New York Sun ve Washington'da Washington Times, 5 yıldır bu türden yüzlerce yazıya yer verdiler. Ben bu iki gazete kadar Türkiye'deki gelişmelere duyarlı günlük ABD gazetesi görmedim açıkçası, onu da not edeyim. Michael Rubin'in arkadaşı, yoldaşı kendisi gibi Likudçu Pipes'ten farklı olmayan birçok yazısı da Türk basınına da yansıdı. Tekrar etmeye gerek yok.
"Unification Church", namı diğer Moon tarikati tarafından 1982 yılında kurulan Washington Times gazetesinin "islamofaşizm" tamtamlı haberlerini de hatırlatmaya gerek yok. Sayın Baykal, 1998 yılında ABD'ye, "kazara" Moon tarikatının davetlisi olarak gelmişti, muhtemelen bu kesim hakkında bir fikri vardır. Yoksa, müsaadesiyle Türkiye'ye durmadan "din tehdidi altındasınız. seküler hayatınız tehlikede" korkusu pompalamaya çalışan Washington Times'ın, kurucusu Sun Myung Moon'un 2002 yılında gazetesinin 20'nci yılı partisinde sarfettiği, "Washington Times, Tanrı gerçeğinin dünyaya yayılmasının enstrümanı olacak" (Kaynak - 23 Mayıs 2002 Washington Post) sözlerini aktararak bir kamu hizmeti yapayım. "Ilımlı İslam" saçmalığının ve Irak Savaşının bayraktarı olan, "think"ten çok "tank"a hallenmesiyle meşhur Hudson Enstitüsü (ki Amerikalı aydınların çoğunluğunun bile marjinal ve ideolojik bulduğu bu kuruluşun, Türk Devletinin bazı resmi temsilcilerince muhatap alınabilmiş olması da ayrıca üzücüdür), mütevelli heyeti başkan yardımcısının Exxon Mobil'in patronu olduğu, yine en büyük sponsorunun da aynı petrolcüler olduğu bilinen American Enterprise Institute (ki bünyesinde, Dick Cheney'in eşinden Paul Wolwofitz'e, Richard Perle'den Michale Rubin'e oldukça petrol rengi isim barındırıyor) ve diğer Neoconlar, Türkiye'de 2000'li yıllarda yükselen ulusalcı söyleme paralel bir retoriği dillendirdiler hep. Biz karakaşlılardan kara gözlülerden bir tek ulusalcı olanları sevdiler kolladılar. Havadaki nemden, Shrek'in kulağından bile Amerikan komplosu çıkaran hiçbir ulusalcı araştırmacı da, "eniştem beni niye öpüyor?" merakına girmedi şu ana kadar. Dick Cheney'nin gözdelerinden Michael Rubin'in, son 2 yılını Türkiye'de askeri darbe goygoyculuğuna ve İranla savaşılması gerektiğine herkesi ikna etmeye hasreden Michael Rubin'in, yatıp kalkıp bizi anti - Amerikancılıklarıyla döven Türk ulusalcılarla ahbaplığı da "keşmekeş çorbanın" tuzu biberi. 
'Kavram' at izi kalsın!
Haklı olarak diyeceksiniz ki bütün bu saçma sapan düşünceler ne anlatıyor? Hiçbir şey. Türkiye'ye hiçbir şey anlatmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Koca koca devlet adamlarının, ciddiyet beklediğimiz adamların, koca bir ülkeyi, yüzyıllarca yıllık geçmişi olan sosyal yapıyı, dinamiklerini ve değişimini, üç beş fanatiğin zırvalarıyla izah edebilmelerinin yoruculuğuna dikkat çekmek istiyorum. Yanlış anlaşılmasın, bütün bunları, fikirde zikirde pişti oldular diye ulusalcıların hepsinin neocon işbirlikçisi olduğunu iddia etmek için de anlatmıyorum.
Projenin fikir babaları onları "Ilımlı İslam" görüyor diye, her ağızlarını açtıklarında, "Sen sus! Hem ılımlı Müslümansın hem hala konuşuyorsun" diye kafalarına vurulmasını savunuyor da değilim. Aksine, ulusalcılığın da, bu ülkedeki diğer bütün sosyal hareketler gibi bir sosyolojisi olduğuna inanıyorum. Cumhuriyet Mitinglerine katılan milyonların endişelerini görmezden gelen, anlamak istemeyen, küçümseyen bakışa yakın olduğumu söyleyemem.
Ancak, üllkeyi yönetmeye aday Deniz Baykal'ın ya da ulusalcıların, içinde yaşadıkları toplumun büyük çoğunluğunun sosyolojisini anlamak tanımak yerine, bu konuda sadece 1 saat bile kafa yormak yerine sürekli ama sürekli komplo teorileriyle, ABD'den Avustralya'ya bir dizi neo çılgının kusmuklarından hazırlanan çorbaları, ulusal gıda diye bize yedirmeye çalışmaktan artık vazgeçmeleri gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Türkiye'deki her toplumsal gelişmeyi, çılgınlık boyutunda bir hezeyan içindeki saçma sapan adamların ürettiği ne idüğü belirsiz sentetik kavramları papağan gibi tekrarlayarak izah etmelerinin bıktırıcılığından yakınıyorum. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü taleplerinin George Soros'tan yüzlerce yıl önceden beri maşeri vicdanda yankılandığını hatırlamalarını istiyorum. Kürtlerin ve dillerinin, CIA laboratuarlarında bakterilerden üretilmediğini, Aleviliğin AB fonlarıyla kurulmadığını, yüzlerce yıldır Anadolu topraklarında semaha durulduğunu hatırlamalarını istiyorum. Nakşibendîliğin, Kadiriliğin, Mevleviliğin, dindarların, ılımlı İslam projesiyle zuhur etmiş “Bopüler figürler” değil, bu topraklarda yüzyıllardır, üç aşağı beş yukarı bugünkü etkinlik ve varlık oranlarıyla var olageldiklerinin, bir sosyolojik zemine istinat ettiklerini hatırlamalarını istiyorum. Anadolu da kadınların önemli bir kısmının, AK Parti iktidara geldi diye değil, Cumhuriyete meydan okumak için değil, bin yıldır başlarını zaten örttüklerini hatırlamalarını istiyorum.  
"Durdurun dünyayı, yanlış dönüyor!"
Sözüm ona bir kısım "anti-Amerikancı" kalemşor ve politikacının, her ne kadar "Obama Ermeni tezlerine sıcak" iddiasının arkasına saklamaya çalışsalar da, daha çok, son yıllarda "işte fikirde zikirde" hiç ayrı düşmedikleri Amerikalı sevgili dostlarının iktidarı kaybetmesine üzüldüğü belli oluyor (Obama'ya eleştirel bakan herkesi bu kategoride görmediğimi not etmeliyim).
Amerikan solunun seçim zaferi, Deniz Baykal'ın kendisini ve partisini bu içten pazarlıklı arkadan itişli yobaz bakıştan arındırması için bir fırsat sunuyor aslında. Maalesef, öyle görünüyor ki, CHP, bugüne kadarki bütün seçim sonuçlarından ders almaktan kendisini çok büyük başarıyla korumayı başardığı gibi (ki bu siyasi tarihindeki en başarılı yönüdür), Amerikan solunun son seçim zaferinden dersler çıkarmaktan da koruma azminde. Yalnız bunu yapacaksa bile, aklımızla dalga geçmemeli, "Ilımlı İslam" saçmalığından daha zekice gerekçeler bulmalı.
Baykal ve CHP bu anlayışlarıyla sadece Türkiye'nin gerçeklerine ve değişimine ters istikamette değiller. Dünyanın da gerçeklerine ve değişimine ters istikametteler. A
rtık yalnız kalmışlıklarıyla da kendilerine çok benzeyen neoconlar gibi... Bugünlerde neoconların ABD'de, CHP ve ulusalcıların Türkiye'de etraflarına bakıp bakıp aynı şekilde "Ne birisi... Hepisi! Hepisi!" diye yakınmaları da bu sebepten...
Bu trafikte herkesin hataları var ama siz hepten yanlış istikamettesiniz!
              
Cemal Demir Haber 7
cemaldemir111@gmail.com

haber7.com

Rüya bir ilimdir bilmek istersen tıkla Rüya Tabirleri

Sağlıklı yaşamak için stresten uzak durun bunun içinde FIKRA okuyun. Birbirinden Güzel ve Komik fıkralar için tıklayınız

SÖZ SİZDE ! YORUMLAR İNCELENDİKTEN SONRA YAYINLANACAKTIR